CHP’li duayen isim Kılıçdaroğlu’nun unutulan tavırlarını yazdı… Siz de diyeceksiniz: “Hadi canım sen de”

Kemal Anadol, “Tek adam…” başlığıyla kaleme aldığı yazısında şunları aktardı:

Her şey 2014 Haziran ayında başladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tüm partili belediye başkanlarının toplanmasını istiyordu. Yer olarak Eskişehir seçilmişti. Kemal Bey Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen’den toplantıyla ilgili hazırlık yapmasını istiyordu. Tarih 14 Haziran 2014 Cumartesi günü olarak saptanmış ve basına açıklanmıştı. Kulisler hareketlenmiş, Büyükerşen’in Cumhurbaşkanı adayı olacağı yolunda haber ve yorumlar yayınlanmaya başlamıştı. CHP’li seçmenler de bu gelişmelerden mutlu, çok sevilen ve sayılan Yılmaz Hocanın adaylığını bekliyordu. Ama beklentiler boşa çıkmış 14 Haziran çalışması tüm partili belediye başkanlarının katıldığı sıradan bir toplantıya dönüşmüştü.

Toplantıdan kısa süre sonra Türkiye bir haberle sarsıldı. CHP ve MHP’nin çatı adayı İslam Konferansı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu idi. Ülkenin büyük çoğunluğunun ilk kez duyduğu bir isimdi Ekmel Bey. Kamuoyu ilk kez duyuyordu ama CHP Grup Başkanvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve milletvekilleri de bu sürprizi televizyon ekranlarından izlemişlerdi. Çünkü hiçbirinin haberi yoktu! Genel Başkan grup başkanvekillerine talimat vermişti. Tüm CHP milletvekilleri bu önergeye imza atacaktı. Bir önceki Genel Başkan Deniz Baykal ve 21 milletvekili yoğun baskılara direnip imzalamadılar.

24 Haziran 2014 günü geçmiş dönemlerde CHP’de milletvekili ve bakan olarak görev yapmış 41 siyaset insanı ‘Cumhuriyetin Çankaya’sı için’ başlıklı bir bildiri yayınladılar. Bildiride ‘Cumhurbaşkanlığı için çatı aday olarak önerilen Ekmeleddin İhsanoğlu, lâik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine, Atatürk ilke ve devrimlerine duyarlı bir aday değildir’ deniyor; ‘Vakit varken hatadan dönülmeli, Cumhuriyetten, Lâiklikten, Atatürk devrimlerinden, Demokrasiden yana Hukuk devleti ilkelerine, millî ve manevi değerlere bağlı, ülkemizin çıkarlarını kararlılıkla savunacak bir Cumhurbaşkanı adayı belirlenmelidir. Aksi tekdirde ortak aday olarak önerenler, önerinin altına imza atanlar tarih karşısında sorumlu olacaklardır’ satırlarıyla son buluyordu.

CHP’li seçmen hayal kırıklığına uğramıştı. CHP organlarından hiçbirinin bu sürprizden bilgisi yoktu. Kamuoyundaki tepkiler üzerine Kemal Kılıçdaroğlu ‘bedelini öderim’ diyor ve ilave ediyordu ‘Tıpış tıpış sandığa gidecekler.’ Seçim sonuçları büyük bir yenilgiyi gösteriyordu: Recep Tayyip Erdoğan yüzde 51.79, Ekmeleddin İhsanoğlu yüzde 38.44, Selahattin Demirtaş yüzde 9.76 oy almışlardı. İhsanoğlu ve Demirtaş’ın oylarının toplamı çok ilginçtir bugünküne çok benzeyen yüzde 48.2 oluyordu. 734.140 seçmen geçersiz oy kullanmıştı. Muhalif oyların adaylardan çok tek adam rejimine karşı olduğu anlaşılıyordu.

15 Ağustos 2014 günü geçmiş dönemlerde parlamentoda görev yapmış 50 CHP milletvekili yayınladıkları bildirinin sonunda ‘Sorumluluk doğrudan doğruya uyarıları dikkate almadan ve partinin yetkili kurullarında görüşülüp karar alınmadan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çatı adayı olarak öneren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na aittir. Esasen kendisi de İhsanoğlu’nu aday göstererek kişisel risk aldığını söylemiştir. Şimdi alınan bu riskin bedelinin ödenmesi gerekmektedir. Çağdaş demokrasilerde bunun yolu genel başkanlıktan istifa etmektir. Diğer üç başarısız seçim de eklenince artık istifa kaçınılmaz olmuştur’ deniyordu.

15 Haziran 2011 günü Bursa’da Olay TV programında ‘Genel başkan olduğumda kendime bir hedef koymuştum. Sosyal demokrat oyların anlamlı bir biçimde artması lâzım. Yüzde kırk olmazsa… Biz bu işi götüremedik, beklediğimiz sonucu alamadık hadi eyvallah deyip bırakacağı’” diyen Kılıçdaroğlu’nun bırakmaya hiç niyeti yoktu. Köprülerin altından kısa sürede çok sular akmıştı. Ama olan halka ve beş yılını yitiren ülkemize olmuştu…

***

3 Kasım 2019 seçimlerin olağan tarihiydi. 7 Nisan 2018 günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli her zamanki gibi sürpriz yaparak erken seçim istedi. Erdoğan bu isteme olumlu yaklaştı. Bu durumda Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri birlikte yapılacaktı. Seçim tarihi belli olmuştu: 24 Haziran 2018. Bahçeli kendisinin aday olmayacağını Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyeceğini söyledi. Büyük Birlik Partisi de Erdoğan’ı destekleme kararı alınca Cumhur İttifakı kurulmuş oldu. AKP 3 Mayıs 2018 günü 316 milletvekilinin imzasıyla Erdoğan’ı aday gösterdi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun gönlündeki Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’dü. Bu konuda yine partisinin yetkili kurullarına danışmadan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile anlaşmıştı. Ama İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ‘Ben daha önce millete söz verdim. Cumhurbaşkanlığına aday olacağım’ diyerek 100 bin imza topladı ve 2 Mayıs 2018 günü adaylık başvurusunu yaptı. Oyun bozulmuştu. Abdullah Gül 28 Nisan 2018’de yaptığı açıklamada geniş bir mutabakat sağlanamadığı için aday olmadığını açıklamıştı. Bu durumda Saadet Partisi Başkanı Karamollaoğlu’na zorunlu adaylıktan başka çare kalmamıştı. CHP olayların gerisinde kalmıştı. Kılıçdaroğlu ısrarlara karşın kendisinin aday olmadığını söylüyordu. Seçimlere 51 gün kala 4 Mayıs 2018’de CHP grubunda 110 milletvekili imzasıyla Muharrem İnce aday gösterildi. Aday sunumu sırasında Kılıçdaroğlu’nun ‘Gel bakalım Muharrem’ sözleri adayın ağırlığını peşinen ortadan kaldırmıştı!

Cumhurbaşkanlığı seçiminden yüzde 52.59 oy oranıyla Recep Tayyip Erdoğan galip çıktı. Muharrem İnce yüzde 30.64, Selahattin Demirtaş yüzde 8.40, Meral Akşener yüzde 7.29, Temel Karamollaoğlu da yüzde 0.89 oranında oy almışlardı. Erdoğan karşıtı oyların toplamı ise yüzde 47.22’ye ulaşıyordu. Anlaşılıyordu ki bu oylar tepki oylarıydı. Her Cumhurbaşkanı seçiminde yüzde 48 civarında bir rakam ortaya çıkıyordu.

Milletvekili seçim sonuçları ise AKP için yüzde 42.56 oy oranıyla zafer, CHP için yüzde 22.65 oyla ağır bir yenilgiydi. Kılıçdaroğlu’nun dış politikadan sorumlu genel başkan vekili atadığı zat, çoluk çocuk HDP’ye oy verdiklerini söylüyordu. Eski CHP’de her seçim sonunda Parti Meclisi, il başkanları ve Küçük Kurultay toplanırdı. ‘Demokrasi hesap sorulabilirlik ve hesap verilebilirlik rejimidir’ cümlesini sık sık vurgulayan Kılıçdaroğlu için bu ilke anlaşılan kendi partisi YCHP için geçerli değildi. Partide enine boyuna bir eleştiri ve özeleştiri umudunu taşıyanlar boşuna beklediklerini anladılar.

CHP Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini yitirmişti ama ülke beş yıl daha tek adamın ellerine bırakılmıştı.

***

14 Haziran 2014 ve 24 Haziran 2018 seçimlerini dikkate almadan 14/28/2023 Mayıs seçimlerinin sağlıklı değerlendirilmesi olası değildir. Her iki seçimden yenik çıkan CHP ve onun genel başkanı, İstanbul Belediye seçimlerinden aldığı güç ve moralle altılı masanın oluşmasını sağladı. AKP’den kopan DEVA, Gelecek partileriyle Demokrat Parti ve Saadet Partisini bir araya getirdi. Oyları taş çatlasa yüzde beşi bulmayan bu topluluğun iki lokomotifi vardı. Birincisi ana muhalefet konumundaki CHP, ikincisi de Meral Akşener’in liderliğindeki İYİ Parti. Ülkedeki ekonomik bunalım dar gelirliler için çekilir gibi değildi. AKP yirmi birinci iktidar yılında en zayıf aylarını yaşıyordu. Pahalılık ateşten bir gömlek gibi çiftçiyi, işçiyi, memuru, emekliyi yakıyordu. İcra dosyaları birkaç bini aşıyor, boşanmalar hatta intiharlar toplumu bunalıma sürüklüyordu. Bunların sorumlusu tek adamdı. Toplum sandıkta ondan hesap sormaya hazırlanıyordu. Altılı masa umut haline gelmişti. Bu ortamın yakın örneğini Macaristan yaşamıştı. Orada da altılı masa kurulmuştu. Orada da tek adam Orban vardı. Altılı masanın peş peşe yaptığı hatalar seçimi kaybetmelerine ve Orban’ın iktidarını pekiştirmesine neden olmuştu. Macaristan farklı coğrafya, farklı toplum olmasına karşın muhalefet için bir ders alma lâboratuvarı olmalıydı değil mi? Ne gezer! Nasıl olsa mutfakta yangın vardı. İktidar için yenilgi kaçınılmazdı. ‘Yandım Allah’ diye bağıran toplumun gözü yapılan hatalara kapalıydı. Bir an önce tek adamdan kurtulmak isteyen kitleler büyülenmişti sanki. Bu seçim köprüden önceki son çıkıştı! Bu seçim son seçimdi! Eğer yitirilse bir daha seçim olmayacaktı! Bu hengâmede doğruyu göstermek olanaksızdı. Altılı masa ve Kılıçdaroğlu her türlü yanlışı yapmakta özgür ama bunları eleştirmek suçtu. Televizyonlarda tam bir yıl muhalefet adayının kim olacağı tartışıldı. Halk sabırsızlık içinde adayını bekliyordu. Altılı masa başlangıçta oy dengesine göre oluşmuşken, daha sonra her ortağın oyuna ve ittifakla karar alan bir yapıya dönüştü. Anketler Erdoğan’ın karşısında en şanslı adaylar olarak İstanbul ve Ankara Belediye Başkanlarını gösteriyordu. Kılıçdaroğlu her iki başkanın kendi partisinden olmasına karşılık bunlara şiddetle karşı çıkıyordu. Çünkü yakın çevresi ‘Kim olsa kazanır’ diyordu. Seçim cepte keklikti! 5 Temmuz 2020 günü ‘Cumhurbaşkanı adayının bir partinin genel başkanı olmamasını’ söyleyen Kılıçdaroğlu bu kez söyleminin aksine çok istekliydi. ‘Beni yarın izleyin’ diyor, seçmenler merakla ekran başına geçiyorlardı. Onlarla birlikte genel başkan yardımcıları, parti meclisi üyeleri, milletvekilleri ve grup başkanvekilleri de beyaz cam önünde merakla bekleşiyorlardı. Başkan artık ‘Biz’ sözcüğünü unutmuştu. Bütün konuşmalarını birinci tekil şahıs olarak yapıyordu. Tek adamın muhalifi olsa bile kimsenin eleştiri hakkı yoktu; sonu linçti! Sayın Kılıçdaroğlu 8 Mart 2022 Salı günü CHP grup toplantısında veda konuşması yapıyordu. Müthiş tezahürat yapan topluluğa ‘Size bu kürsüden son kez bakıyorum’ diyordu. Toplam oyları yüzde beşi geçmesi mümkün olmayan partilere Kılıçdaroğlu cömertçe yer vermiş, CHP’nin listelerinde kazanılacak yerlere elliye yakın sağcıyı konuk etmişti. Ömrünü CHP örgütüne adamış yüzlerce aday adayını hoyratça itip kakarak!

14 Mayıs günü geldi çattı. Sonuçlar felaketti. 21 yıllık iktidarın yıpranmasına karşın AKP yüzde 36.30 oyla hâlâ birinci partiydi. CHP yüzde 25.80’de kalmıştı. Yeşil Sol Parti yüzde 9, MHP yüzde 10.30, İYİ Parti yüzde 9.0, Yeni Refah yüzde 2.90, Zafer Partisi de yüzde 2.23 oy almışlardı. Güçlendirilmiş parlamenter sistem tasarımı suya düşmüştü. TBMM tarihinin en sağ dönemini yaşayacaktı.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ise çok ilginç görüntülere neden oldu. Sözcüğün tam anlamıyla linç edilen Muharrem İnce çekilmek zorunda bırakıldı. Erdoğan yüzde 49.52, Kılıçdaroğlu yüzzde 44.88, Oğan yüzde 5.28 oy almışlardı. Mutfaktaki yangının kendisini bitireceğini gören Erdoğan stratejisini güvenliğe çevirmiş ve başarılı olmuştu. Terör suçlamalarına karşı elinde Oslo pazarlıkları, çözüm süreci, çadır mahkemeleri gibi büyük kozlar olan CHP, Yeşil Sol Partiyi darıltmamak için bunları kullanmaktan çekinmişti.

Sonuçları gören Kılıçdaroğlu 28 Mayıs’taki ikinci tura bu kez milliyetçi bir söylemle girdi. Zafer Partisi lideriyle partisinden kimseye haber vermeden gizli protokol yaptı. Kazanırsa Özdağ içişleri bakanı olacaktı. Ayrıca kendisine iki bakanlık da verilecekti.

28 Mart sonuçları da acıklıydı. Erdoğan yüzde 52.18 oyla ipi göğüslemiş, Kılıçdaroğlu 2014 ve 2018 seçimlerindeki Erdoğan karşıtı oylara ulaşmış yüzde 47.82 oy alabilmişti.

Olan anlatılmaz hayal kırıklığına itilen halka ve beş yıl daha tek adama teslim edilen ülkeye olmuştu.

***

Seçim sonuçları toplumu yaraladı. Umutları kırılmış, üzüntülü ve öfkeli insanların kederi ve öfkesi halen devam ediyor. O da ne? CHP Genel Başkanı seçimlerden önce son hafta çıktığı grup kürsüsüne üstelik bu kez milletvekili sıfatı taşımadan hiçbir şey olmamış gibi çıkıyor ve ‘Hayat devam ediyor’ diyor, ziyaret ettiği ülkücülerin kahvesine gidip ‘Elbette bu son seçim değil’ diye sesleniyor, hatta erken seçim isteyebiliyor. Lâfı dolandırmadan söyleyeyim bunun adı yaraya tuz basmaktır!

İşin başından beri halkımızın ve ülkemizin tam on beş yılını tek adamın ellerine bırakan Kılıçdaroğlu, önce ‘Ekmek için Ekmeleddin’ den başlayan Abdullah Gül sevdasıyla devam eden ve 14/28 Mayıs yenilgileriyle sonuçlanan kronolojinin hesabını vermelidir.

Kendi partisi bir yana ortaklarından da habersiz imzaladığı protokolleri halka açıklamalıdır. Ne o? Yoksa sık sık yinelediği ‘Saydamlık’ sadece Erdoğan için mi geçerli?

Çikolata dağıtır gibi parlamentoya soktuğu sağ parti milletvekilleri AKP’nin Anayasa teklifine oy verirse ne yapacak?

Cumhurbaşkanı Yardımcısı ilân ettiği, bakanlıklar dağıttığı altılı masa sözcüleri şimdi, kendilerinden habersiz imzaladığı protokoller için ateş püskürüyorlar. Bunlara yanıt vermek gerekli değil mi? Etik bunu gerektirmiyor mu? Olay artık Kılıçdaroğlu’nu aşmış CHP seçmeninin onur sorunu olmuştur. Yıllarca CHP’den ayrılmayan seçmenler olan bitenlerin utancını duyuyorlar. Onları bu duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktur!

Sayın Kılıçdaroğlu yetkilerini sonuna kadar kullanmıştır. Eğer kazansaydı kahraman olacaktı. Ama kaybetti! Bunun gereği istifa etmektir, daha fazla yıpranmadan çekilmektir.

Tek adama karşı mücadele tek adam yöntemleriyle verilmez. Sayın Kılıçdaroğlu Haber-Türk kanalında ‘AKP tek adam partisi. Biz değiliz’” diyebiliyor. CHP’nin ikinci Genel Başkanı İsmet İnönü uzaklardan sesleniyor: ‘Hadi canım sen de!’

Odatv.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx